Sunday, March 6, 2011

Sanayi ve İmparatorluk (E.J.Hobsbawm, 1969) Üzerine Notlar

Bir “sentez” çalışması olması itibariyle “Sanayi ve İmparatorluk”un, İngiliz Sanayi Devrimi’ni sadece bilimsel ve teknolojik gelişmeler yönünden değil, daha ziyade sosyal ilişkiler, işçi sınıfı sorunları, ticaret, kamu politikaları ve ülkeler arası rekabet açılarından incelenmiş olması, sistem teorisi yaklaşımının güzel bir uygulaması olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sanayi devrimi öncesi ve sonrasında meydana değişimler İngiltere’yi küresel güç konumuna getirmiş ve uzunca bir süre orada tutmuştur. Gücünün önemli bir kısmını köle ticareti ve bağıl gelişmeler sayesinde artıran bir ülkenin, kendi vatandaşlarını yoksullaştırması ve hatta (neredeyse) köleleştirmiş olması da sanayileşmenin ironik yüzü olarak karşımıza çıkıyor. Yoksulluğun ve açlığın çok yüksek seviyelere ulaştığı, diğer taraftan ise burjuva ve aristokrat kesimin “gereksiz” harcamaları, dönemin sosyal adalet ve insan hakları konularında da ne kadar “ilkel” olduğunu gözler önüne seriyor. Zenginin daha da zenginleşmesi ve fakirin daha da yoksullaşması her ne kadar doğrudan sanayileşme ve makineleşmeye atfedilemese bile, makineleşmenin bir dönem boyunca işsizliğe neden olduğu ve buna cevap olarak işçi hareketlerinin (Luddite) ortaya çıktığı görülmektedir. Uzun dönemde bakıldığında makineleşme pek çok iş kolunu yok etmesine karşın, yeni iş kollarının yaratılmasına da sebep olması sebebiyle işsizliğin ve yoksulluğun nedeni olarak gösterilemeyeceğini düşünüyorum.


Kitapta üzerinde sıklıkla durulan işçi sınıfının mücadeleleri ile görülmektedir ki tüm bu olumsuz gelişmeler işçi sınıfına zorunlu bir bilinç ve savunma mekanizması kazandırmıştır. İşçi sendikalarının, Tüccar Loncaları ve Meslek Loncaları’nın kurulmasını takip eden yıllarda ortaya çıkan İşçi (Gündelikli Adam – journeyman – ve Çırak) Loncaları’nın devamı olarak ortaya çıktığını düşünmekteydim; ancak, etkisi olmuş olsa bile, sendikalaşmanın doğrudan bu oluşumların uzantısı olarak gerçekleşmediğini “Sanayi ve İmparatorluk”ta görmüş bulunuyorum.


Kitapta Hobsbawm 18. ve 19. yüzyıl kânunlarına da atıfta bulunmaktadır. Uygulanmış olan yasalardan iki tanesinin derin etkileri olduğu görülüyor; Yoksulluk Yasası ile Tarım Yasası. Yoksulluk Yasası’nın ilk çıkartıldığında yoksulları neredeyse toplumdan kazımak gibi bir amaca hizmet ederken, sonradan yoksullar yararına yapılan yardımları içerecek şekilde değiştirildiği görülüyor. Bu yardımların, örneğin 4 çocuktan fazla çocuğa sahip ailelere maddî yardım yapılması, yoksulların hayat standartlarını bir nebze geliştirdiği açıkken, bu yardımların yoksulluğu ve nüfus artışını körükleyip körüklemediği konularının tartışmalı bir durumda olduğu görülüyor. Tarım Yasası ile gerçekleştirilen uygulamalardan örnek olarak, “çitleme” adı verilen bir yöntem ile âtıl durumda bulunan arazilerin, küçük arazi sahibi köylülerin karşı çıkmalarına rağmen, birleştirilerek verim artışı sağlanmaya çalışılması, ve tabii bu arada bu yasa ile, parlamentodaki toprak sahiplerinin güç ve zenginliklerinin artırılması, dikkate değer noktalardır.

“Sanayi Devrimi” çok daha geniş bir çerçeveden ele alındığında görülmektedir ki bu süreç aslında sadece fabrikalaşma veya teknolojik gelişme etkenleri ile değil bunun çok ötesinde ihracat ve ithalatın üretime etkisi, nüfus artışı ve göçlerin ücret dengesine etkileri, korumacı kamu politikaları, askeri gücün savaşlar sonrası sömürge niteliğindeki bağımlı pazarlar ve sömürge olmayan bağımlı pazarları oluşturması ve bu pazarlara rekabetsiz ürün satışı gibi pekçok etken sebebiyle şekillenmiştir. Bu süreçte İngiliz serbest girişimciliğinin rolü ayrıca dikkate değerdir. Kömür ve demir madenciliği sanayileşme için gerekli hammaddeyi sağlarken, bu hammadelerin üretim tesislerine nakliye masraflarını azaltmak için önceleri su kanallarının ve ardından demiryollarının yapımı başlı başına önemli konular karşımıza çıkmaktadır (bu ve dönemin diğer teknik gelişmeleri konusunda BBC’nin Industrial Revelations belgeseli önemli bilgiler sunmaktadır).


20. yüzyıl ile beraber gerileme dönemine girmiş olan İngiliz ekonomisi, etkisi azalmış olsa da, yine de dünya çapında etkisi olan bir ekonomi olmaya devam etmiştir. Fakat 18. yüzyıldan beri İngiltereyi sürekli zenginleştirmiş olan ticaret ve üretim teknik ve alışkanlarının 20. yüzyılda evrimleşmeden devam ettirilmesi, eskiden kendisine güç katan değerlerin artık tersine çalıştığını göstermektedir. Açıkca görülmektedir ki, azalan kârlar kanununa uygun olarak, bir dönem için yüksek kâr getiren uğraşların rekabet, teknolojik gelişme ve sosyal algı gibi etmenler sebebiyle, kârlar azalmaya başladığında ya revize edilmesi yada tümden terkedilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. II. Dünya Savaşı sonrası eski üretim teknikleri ve sektörleri yerine yenilerine yönelmiş olması İngiltere’yi uzun süren bir çöküşten kurtarmış görünmektedir.


Ancak tüm bu değerlendirmeler neticesinde, yazarın buruk bir ifadeyle arzulamasına rağmen, İngiltere’nin tekrar eski günlerdeki gücüne kavuşması – küresel rekabetin son 50 yılda artması ve güç dengelerinin değişmesi göz önüne alındığında – en azından kısa dönemde pek olası görünmemektedir.

No comments: